BLOG

Sevgi ve İçimizdeki Bize Dair...

Pek çoğumuz kim olduğumuzu unutup diğer insanların bize biçtiği görünüme kendimizi dayatırız.

Pek çoğumuz kim olduğumuzu unutup diğer insanların bize biçtiği görünüme kendimizi dayatırız. Kendi öz güvenimizden ziyade başkalarının bize duyduğu güvenle moral bulmaya çalışırız. Kendimizden ziyade, başkaları hakkımızda ne düşünür diye çırpınırız. Dolayısıyla farkında olmadan toplumun bize taktığı maskelerle ortalıkta dolaşırız.

Oysa asıl olan kendi içimizde ve kendi düşünlerimizin eşliğinde yaptığımız yolculuktur. Sevdiğimiz insana karşı hissettiğiniz ve yaşadıklarınız son derece insani olan güzel duygulardır.

Yaşadığınız ilişkinin size sağladığı artıları düşünmelisiniz. Yani bardağın dolu kısmından bakarsanız kendi içinizdeki potansiyeli keşfedebilirsiniz.

Kendi potansiyeliniz asıl kimliğinizdir ve kendi içinizdeki gücü ortaya çıkarmak sizin elinizdedir. Kendi kimliğinin farkında olmadan sevgiyi ve aşkı anlamak ya da anlamlandırmak pek de olası değildir. Bunu başkalarında aramak ve onların iltifatlarını beklemek zaman kaybından başka bir şey değildir.

Kendinizle barışık bir yaşam sürdürmek için sık sık kendi derinliklerinize yolculuk yapmanız gerekmektedir. Derin nefes almak, şükretmek, kendinle barışık olmak, kendini, doğayı, insanı, hayatımızda olan veya olmasını düşündüğümüz insanı sevmek kendinizle barışık bir yaşam sürdürmenin temelini oluşturur.

Ancak böyle yaparak ve bütünlük içinde içinizdeki aşk ateşini yakabilirsiniz. Her zaman birine özel hissettiklerimiz olacak. Aşkın hormonal olarak varsayılan belli bir süresi vardır. Aşkı kalıcı kılabilmenin olmazsa olmazı kişilerin bu duyguyu sevgiye dönüştürüp birbirleri ile iletişim kurabilmesinden geçer. İnsanın söylemek istediği şeyleri kimselerle paylaşamayacak olması özel biri ile paylaşmayı haklı kılabilir. 

Birçoğumuz daha üniversite öğrencisiyken en yalın haliyle duygu ve düşünceleri en yakınımızdakilerle paylaşırız. Zaman geçip ilişkiler sıradanlaştıkça konuşamayan, paylaşamayan ve içine atan birçok insan tanıyorum.

Sevdiğimiz ve hayatımızı paylaştığımız kişi sayesinde kendimizi keşfediyor ve içimdeki beni buluyoruz. Birlikte yaşananlar öyle güzel ki, bunun ne kadarının farkındayız ya da farkındasınız bilemiyorum...

Eğer bugün 14 Şubat vesilesiyle yaşadığınız, yaşamakta olduğunuz veya hayalini kurduğunuz ilişkinizi gerçekten çok önemsiyor, derinliklerimizden hissediyor ve içinizdeki çocukla barışmış derin nefes alabiliyorsanız ne mutlu size.

Bugünü bahane ederek partnerinize, eşinize ya da sevgilinize beni ortaya çıkaran sensin onun için sana tekrar tekrar teşekkür ederim diyerek güne başlayabilirsiniz... Derinliklerinizde kaybettiğiniz birçok şeyi size buldurmuşsa bu ilişkinin kıymetini bilin ve yıpratmayın, tam tersine besleyin.

Bu ilişkiyi sadece yılda bir kez hatırlayarak beslemek mümkün değildir. Ancak ilk adımı atmadan da hedefe varmak mümkün değildir. Yaşamakta olduğunuz bu derin sevgi ve aşkı büyütmek, güzelleştirmek ve daimi kılmak sizin elinizde. Bir çiçeği bile sulamadığınızda kurur. Sevgilinizin içindeki çocuğu ve mükemmel olan sonsuz ışığı keşfetmeye bugünde başlayın ve bu keşif merakınız her gün katlanarak artsın. Bunu yaparsanız emin olun ki varacak olduğunuz hedefte kendinize şunu söylerken yakalayacaksınız: ‘‘Kendimle ilgili pek çok şeyin değerini sayende yeniden keşfediyorum. Kuruyan her yanım yeniden yaşam bulmaya başladı...’’

Aslında sevmeyi ve aşkı karşınızdaki için değil,  kendi iç huzurumuz, kendi zihin ve ruh halimiz için yaşarsak kalıcı kılarız. Sevmek ve kendini beslemek…

İyisiyle kötüsüyle her türlü yaşam koşulu bizim eserimiz ve bize aittir. Çevrenize şöyle bir baktığınızda fark ettiğiniz, o an gözünüze çarpan olumlu veya olumsuz her türlü detay bizim eserimizdir. Örneğin doğada bıraktığımız izler, yaşam kalitemiz, siyasi ve sosyal alandaki girişimlerimiz, toplum olarak genelde hepimize mal edilen gelenek, sonrasında ise oluşan alışkanlıklarımızdır. Buna benzer birçok davranış biçimi sürekli olarak bahsettiğimiz ve her zaman içinde bulunduğumuz toplumun genel karakterini yansıtır.

Dolayısıyla davranışlarımızın farkında olmadan pek çok maskeyi aynı anda taşırız. Maskeler yaşamımızın bir parçası haline gelir. Bazen farkında olmadan girdiğimiz bir toplulukta bizden beklenen davranış şeklini farkında olmadan sergileriz. Çünkü maskeli davranışlar bilinçaltımızda sürekli yer edinmiş ve bulunduğu ortam itibariyle şekillenmektedir.

Bugün 14 Şubat’ı referans alarak edindiğimiz bu maskelerden bir kaçını kalıcı olarak bırakarak güne başlasak mı, ne dersiniz?

Sevginiz daimi ve sonsuz olsun…

Dr. Hüseyin NAZLIKUL
IFMANT = Uluslararası Nöralterapi Federasyonu Başkanı
Bilimsel Nöralterapi Regülasyon Derneği Başkanı