Zonada Nöralterapinin Yeri Nedir?
Burada sınırları açıkça çizmek hekimlik sorumluluğudur.
Akut zonanın temel tedavisinin yerine nöralterapi konulamaz. Antiviral tedavi endikasyonu varsa uygulanmalı, ağrı tedavisi düzenlenmeli ve riskli hastalar yakından izlenmelidir.
Nöralterapiyi benim için anlamlı kılan nokta başka bir yerdedir. Özellikle akut enfeksiyon dönemi uygun biçimde yönetildikten sonra ağrının uzadığı, segmental hassasiyetin belirginleştiği ve nörovejetatif yanıtların klinik tabloya eşlik ettiği seçilmiş hastalarda, dikkatli değerlendirme sonrasında regülasyon yaklaşımının araçlarından biri olarak düşünülebilir.
Ama nöralterapi bir hastalığın adını tedavi etmez.
İnsanı değerlendirir.
Aynı tanıyı taşıyan iki hastanın yaşları, bağışıklık durumları, ağrı karakterleri, eşlik eden hastalıkları, kullandıkları ilaçlar ve organizmalarının toparlanma kapasitesi aynı değildir. Dolayısıyla her zona hastasına aynı yaklaşımı uygulamak, bütüncül tıp değil; tam tersine insanı yeniden bir protokole indirgemek olur.
Koruyucu Hekimlik: Hastalık Ortaya Çıkmadan Önce
Bugün zonaya karşı etkili bir aşılama olanağımız var. Özellikle ileri yaşlarda ve belirli risk gruplarında aşılama, zona gelişme riskini ve postherpetik nevralji gibi önemli komplikasyonların olasılığını azaltabilir.
Koruyucu hekimliği konuşmadan zona hakkında konuşmak eksik kalır.
Ama koruyucu hekimlik yalnızca aşıdan ibaret değildir. Aşı spesifik bir koruma sağlar; genel sağlık ise daha geniş bir zeminde kurulur. İyi uyku, düzenli hareket, dengeli beslenme, metabolik sağlığın korunması, kronik hastalıkların iyi yönetilmesi ve uzun süreli stres yükünün azaltılması organizmanın genel dayanıklılığı için önemlidir.
Bunları mucize reçeteler olarak değil, insan biyolojisinin temel ihtiyaçları olarak görmek gerekir.
Belki Değişen Virüs Değil, Biziz
Zona bana yıllardır çok yalın ama derin bir gerçeği hatırlatıyor.
Virüs bugün gelmedi.
Çocukluğumuzdan beri orada olabilir. Sinir sisteminin sessiz bir köşesinde onlarca yıl beklemiş, bağışıklık sistemimiz de onu bütün bu süre boyunca kontrol altında tutmuş olabilir.
O hâlde yalnızca “Virüs neden uyandı?” diye sormak yetmez.
Bir soru daha vardır:
“Organizma onu yıllarca kontrol altında tutabildi de bugün neden tutamıyor?”
Benim regülasyon tıbbında sormaya çalıştığım soru budur.
Elbette her zona vakasının arkasında yaşam tarzına, strese veya başka bir “yük”e bağlanabilecek tek bir açıklama yoktur. Yaşlanma ve immünolojik riskler çok daha somut ve iyi tanımlanmış nedenlerdir. Bilimin bize söylediği sınırı korumak gerekir.
Ama insanı yalnızca virüs ve ilaç arasındaki ilişkiye indirgemek bana da eksik gelir.
Sağlık, mikroorganizmalarla hiç karşılaşmamak değildir. İnsan yaşamı zaten bakterilerle, virüslerle, çevresel uyaranlarla ve değişen koşullarla birlikte sürer. Sağlık, aynı zamanda organizmanın bu değişiklikler karşısında uygun bir yanıt oluşturabilme ve sonrasında yeniden dengeye dönebilme kapasitesidir.
Yaş aldıkça bu kapasiteye daha fazla özen göstermek gerekir.
Beden çoğu zaman bir sabah ansızın bozulmaz. Önce telafi eder. Sessizce taşır. Bazen uykuyla, bazen yorgunlukla, bazen de ağrıyla bize bir şeylerin değiştiğini anlatır. Her belirtiyi büyük bir hastalığın habercisi saymak doğru değildir; fakat bedenin dilini sürekli susturmak da doğru değildir.
Bu açıdan bana, insan bedeninin hem hafızasını hem de kırılganlığını hatırlatıyor.
Çocuklukta karşılaştığımız bir virüs onlarca yıl sonra yeniden karşımıza çıkabiliyor. Geçmiş kaybolmuyor; biyolojinin içinde sessiz bir iz olarak kalabiliyor.
Hekimliğin anlamı da belki burada derinleşiyor. Yalnızca ortaya çıkan hastalığı tedavi etmek değil, insanın neden o anda hastalandığını anlayabildiğimiz ölçüde anlamaya çalışmak.
Virüs yıllardır sessizce bekliyor olabilir.
Asıl mesele, onu sessiz tutan dengenin neden bozulduğunu doğru sorularla araştırabilmektir.
Nöralterapi (Nöral Terapi) ve Hüseyin Nazlıkul'un diğer tedavi yöntemlerine buradan ulaşabilirsiniz.