Kabızlık Sadece Bağırsağın Tembelliği Değildir
Hekimlik hayatım boyunca bu cümleyi kaç kez duyduğumu bilmiyorum. Ardından çoğu zaman benzer bir hikâye gelir: “Bol su içiyorum, lifli besleniyorum, probiyotik kullandım. İlaç alınca çıkabiliyorum ama bırakınca yine aynı.”
İşte tam burada durup sormak gerekir: Neden?
Neden bir insanın bağırsakları kendi ritmini sürdürebilirken bir başkasında bu ritim yıllar içinde kayboluyor? Çünkü kronik kabızlığı yalnızca dışkının bağırsakta yavaş ilerlemesi olarak görürsek, insan bedeninin bize anlatmaya çalıştığı hikâyenin önemli bir bölümünü kaçırırız.
Bağırsak, içinden yiyecek geçen pasif bir boru değildir. Hisseden, yanıt veren, mikroorganizmalarla birlikte yaşayan ve sinir sistemiyle kesintisiz iletişim kuran karmaşık bir organdır. Üstelik kendi sinir ağı vardır.
Bağırsağın da Bir Sinir Sistemi Var
Sindirim sisteminin duvarında milyonlarca sinir hücresinden oluşan geniş bir ağ bulunur. Buna enterik sinir sistemi diyoruz. Halk arasında “ikinci beyin” denmesi biraz iddialı görünse de, bu benzetmenin arkasında önemli bir gerçek vardır: bağırsak hareketlerini ve salgılarını büyük ölçüde kendi yerel sinir ağları üzerinden düzenleyebilir.
Biz “Şimdi bağırsak çalışsın” diye düşünmeyiz. O, ne zaman kasılacağını, ne zaman gevşeyeceğini, içeriği hangi yönde ilerleteceğini kendi fizyolojisi içinde düzenler.
Ama yalnız değildir. Beyinle sürekli konuşur.
Beyin–Bağırsak Ekseni: Stres Bağırsağı Neden Susturur?
Bağırsak ile beyin arasındaki bu çift yönlü iletişime beyin-bağırsak ekseni diyoruz. Otonom sinir sistemi bu ilişkinin önemli yollarından biridir. Sempatik ve parasempatik sistem arasındaki değişen denge; bağırsak hareketlerini, salgıları, kan akımını ve sindirim işlevlerini etkileyebilir.
Bu nedenle ağır bir tartışmanın, önemli bir sınavın, uzun süren kaygının veya yaşamın üzerimize fazla geldiği bir dönemin ardından bağırsaklarımızın değişmesi şaşırtıcı değildir. Kiminin ishali olur, kiminin bağırsakları adeta susar.
Çünkü stres yalnızca zihinde yaşanan bir duygu değildir. Bütün organizmanın verdiği biyolojik bir yanıttır. Kalp hızlanır, solunum değişir, kas tonusu artar, uyku bozulur. Bağırsak da bu tablonun dışında kalmaz.
Bu yüzden kronik kabızlığı değerlendirirken yalnızca “Ne yiyorsunuz?” diye sormak bana hiçbir zaman yeterli gelmedi.
Bazen asıl soru şudur: “Nasıl yaşıyorsunuz?”
Mikrobiyota: Bağırsakta Yalnız Değiliz
Hikâyenin bir başka önemli parçası mikrobiyotadır. Bağırsaklarımız, çok büyük bir mikroorganizma topluluğuna ev sahipliği yapar. Bu ekosistem sindirim, metabolizma, bağırsak bariyeri ve bağışıklık sistemiyle karşılıklı ilişki içindedir. Bu dengenin bozulmasına disbiyozis diyoruz.
Son yıllarda kronik kabızlık ile mikrobiyotadaki değişiklikler arasındaki ilişki giderek daha fazla araştırılıyor. Ancak burada kolaycı bir sonuca varmamak gerekir. Her kabızlık disbiyozisten kaynaklanmaz; her disbiyozis de kabızlık oluşturmaz.
Bununla birlikte mikrobiyota, bağırsak hareketleriyle ilişkili metabolitlerin, safra asitlerinin ve kısa zincirli yağ asitlerinin oluşumunda rol oynayan canlı bir ekosistemdir. Yani bağırsakta yaşayan mikroorganizmalar yalnızca yediklerimizin misafirleri değildir. O ortamın aktif üyeleridir.
Kabızlık mı Disbiyozisi Doğurur, Disbiyozis mi Kabızlığı?
Burada klasik bir soru ortaya çıkar: Disbiyozis mi kabızlığı artırıyor, kabızlık mı disbiyozisi?
Bazı hastalarda yanıt muhtemelen ikisidir.
Bağırsak geçişi yavaşladığında içeriğin bağırsakta kalma süresi değişir. Bu, mikroorganizmaların yaşadığı çevreyi de değiştirir. Mikrobiyal yapı ve üretilen metabolitler değiştikçe bağırsak duvarındaki sinirsel, metabolik ve immün iletişim bundan etkilenebilir. Böylece kendi kendisini sürdüren bir döngü oluşabilir.
Regülasyon Tıbbı Kronik Kabızlığa Nasıl Bakar?
Regülasyon tıbbının ilgilendiği yer tam da burasıdır: Tek bir parçayı suçlamak değil, döngünün nasıl oluştuğunu anlamak.
Çünkü beden çoğu zaman konuşur. Mesele, bizim onu ne kadar dinlediğimizdir.
Nöralterapi ve Hüseyin Nazlıkul'un diğer tedavi yöntemlerine buradan ulaşabilirsiniz.